tahammülüm kalmadı.
sadece senin değil,
bütün herkesin beni kırmasından
yoruldum.
kendi hüznümü kendim izliyorum.
umut verici bir cümle yok.
sabaha heyecanla uyanmak yok.
gülümsemek yok.
sığmıyorum hiçbir yere.
sevmiyorum hiçbir...
tahammülüm kalmadı.
sadece senin değil,
bütün herkesin beni kırmasından
yoruldum.
kendi hüznümü kendim izliyorum.
umut verici bir cümle yok.
sabaha heyecanla uyanmak yok.
gülümsemek yok.
sığmıyorum hiçbir yere.
sevmiyorum hiçbir yeri.
yavaş yavaş herkese küsüyorum
bilmiyorlar.
Allah’ım…
Sana sonsuz, dipsiz, taşan hamd ü senâlar olsun.
Her bir nefes alışımda Sen’in ihsânın, her uyanışımda yeniden hediye ettiğin o sabahın serinliğinde Sen’in lütfun, içime usulca düşen her umut kırıntısında Sen’in rahmetin, her gözyaşımın...
Allah’ım…
Sana sonsuz, dipsiz, taşan hamd ü senâlar olsun.
Her bir nefes alışımda Sen’in ihsânın, her uyanışımda yeniden hediye ettiğin o sabahın serinliğinde Sen’in lütfun, içime usulca düşen her umut kırıntısında Sen’in rahmetin, her gözyaşımın ardından gelen o tatlı ferahlıkta Sen’in merhametin gizli.
Gözlerimi açtığım her yeni günde, dudaklarımdan dökülen her “Elhamdülillah”ta, kalbimin en kuytu köşesinde yükselen her “Şükürler olsun” fısıltısında… hepsi Sen’den, hepsi Sana ait, hepsi Sen’in sonsuz ikramından.
Binlerce kez değil, milyonlarca, trilyonlarca kez, sayısız kez, her zerremle şükürler olsun Sana, ya Rabbi, ya Rahman, ya Rahîm.
O en koyu, en ağır umutsuzluk anlarında…
Karanlığın boğazımı sıktığı, nefesimin daraldığı,
“Artık bitti, Rabbim, dayanamıyorum” diye inlediğim,
dizlerimin titrediği, ayağa kalkacak mecalimin kalmadığını sandığım o dipsiz kuyularda, o karanlık dehlizlerde bile…
Sen’i hatırladım.
Yüzümü Sana çevirdim.
Başka kelime bulamadım, sadece “Ya Rabbi” diyebildim.
Ve o tek kelime, o küçücük yalvarış yetti.
Meğer Sen oradaydın, hep oradaydın, hiç ayrılmamıştın benden.
Meğer rahmetin benden bir an olsun yüz çevirmemişti.
Meğer umut, en dipte, en karanlıkta bile sönmüyormuş.
Meğer ben ne kadar aciz, ne kadar zayıf, ne kadar çaresiz, ne kadar Sana muhtaçmışım…
Şimdi daha iyi anlıyorum, ne kadar yanılmışım Rabbim.
Her şey sonsuza dek bitmiş sanmışım.
Her kapı ebediyen kapanmış sanmışım.
Her yol tükenmiş, her ışık sönmüş sanmışım.
Oysa Sen’in katında hiçbir şey bitmez.
Sen’in izniyle kapılar yeniden aralanır, yollar yeniden doğar, ışıklar yeniden parlar.
Meğer güzel günler hep bir adım ötedeymiş.
Bazen o adım o kadar yakınmış ki, gözyaşlarımın arasından bile onun sıcaklığını hissedebiliyormuşum.
Bazen bir seher vaktinin serinliğinde, bazen bir kuşun nağmesinde, bazen içimdeki o küçücük “biraz daha sabret” sesinde…
Sen bana müjdeyi fısıldarmışsın.
Ben sadece duymayı, inanmayı, tevekkül etmeyi, sabretmeyi öğreniyormuşum.
Kalbim ancak Seni zikretmekle, ancak Sen’in ismini anmakla sükûnete eriyor, ya Erhamer-Râhimîn.
Ancak Sen’in adın indiğinde şu fırtınalı göğsüm dinginleşiyor.
Ancak Sana yaslandığımda omuzlarım hafifliyor, yüklerim dağılıyor, yaralarım usulca kabuk bağlıyor, kırıklarım onarılıyor.
Sana dayandıkça kapılar aralanıyor, tıkanmış yollar düzleşiyor, gönlüm ferahlıyor, içimdeki fırtına dinebiliyor.
Sana güvendikçe imkânsızlar mümkün oluyor, karanlıklar aydınlığa dönüyor, ümitsizlik yerini o tatlı umuda bırakıyor.
Biliyordum da tam bilmiyordum aslında…
İnsanın sahici sığınağı, sahici dostu, sahici dayanağı kendisinden ve Senden başka yokmuş.
Gün gelir bütün eller çekilir, bütün sözler havada asılı kalır, bütün vaatler unutulur, bütün maskeler düşer.
Geriye sadece Sen kalırsın.
Ve Sen kâfi değil misin?
Sen her şeye yeter de artarsın bile, ya Kâfî, ya Vekîl, ya Hasîb.
Rabbim…
Bu aczimi, bu kırılganlığımı, bu bitmeyen Sana muhtaçlığımı
hiçbir zaman üzerimden alma, eksik etme.
Beni Sana döndüren o zor günleri, o gözyaşı dolu geceleri, o “artık dayanamıyorum” diye yalvardığım anları
bana unutturma.
Çünkü onlar Sen’in en büyük lütuflarınmış.
Onlar sayesinde öğrendim gerçekten Sana sığınmayı, gerçekten Sana yalvarmayı, gerçekten Sana teslim olmayı, gerçekten Sana kul olmayı.
Umudu içimde hep yeşert, ya Mübdî, ya Muîd.
Her sabah yeniden doğsun o ışık kalbimde.
Her zorlukta içime bir “elbet geçecek” fısılda.
Güzel günleri yakın eyle, ya Kerîm, ya Vedûd.
Şükürden dilimi, hamdden kalbimi, tevekkülden ruhumu, zikirden gönlümü ayırma.
Beni Sana kul, Sana âşık, Sana âciz, Sana mütevekkil eyle son nefesime, son bakışımı Sana diktiğim ana kadar.
Sonsuz şükürler olsun Sana, Allah’ım…
Şimdi de, yarın da, ebediyen, her anımda, her nefesimde, her gözyaşımda, her tebessümümde…
Şükürler olsun Sana, hamd olsun Sana, minnet olsun Sana.
Âmin, ya Rabbi, âmin.
Boşluğun dibinde yalnızım
Biraz kararsızım
Kendinden utanır mısın?
Sonum belki en başımdır
Yollar karışmıştır
Ben olmadan kaçamaz mısın?Aynalar korkumu yansıtır
Titriyor dizlerim, gerçeğim sanrıdır
Gözlerin gizliyor zihnini
O son sözlerini, kararmış kalbini
Yüzleşmem gereken doğrular
Savaşım kendim ve bir kaç satırla
Suçluyum bahar gözlerine
Yağmur yağmışsa, artık huzursuzsan
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?
Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hali vardır. yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme , esrime hali, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen...
Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hali vardır. yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme , esrime hali, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hali sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar.
Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa,
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!
Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa
Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım!
Ne bunaltıcı,
Ne berbat,
Ne tatsız,
Ne boş geliyor bu dünya bana!
Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa,
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!
Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa
Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım!
Ne bunaltıcı,
Ne berbat,
Ne tatsız,
Ne boş geliyor bu dünya bana!
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.