Var olmanın dayanılmaz sıradanlığını hissetmeye hazır mısınız? Aylin Balboa, kimi zaman öfkeleniyor, kimi zaman da zapt edilemez esrarengiz fikirlerini toplumun yüzüne şiddetle vuruyor. Balboa, Belki Bir Gün Uçarız'da okurlara adeta ölümü gösterip onları sıtmaya razı ediyor. Bu dünyada yaşadığımız her olay; acılar, mutluluklar, iyilik ve kötülüklerin hepsi tek bir yerde düğümleniyor. Ölüm karşısında her şey anlamını yitiriyor. Aynı anda hem sevinci hem de kederi hissedeceğiniz çarpıcı bir eser. Gelin, bu Aylin Balboa'nın bu etkileyici romanına biraz daha yakından bakalım. "Belki Bir Gün Uçarız" adlı kitabı neden okumalısınız? Aylin Balboa, Belki Bir Gün Uçarız adlı eserinde yazma eylemini zekâsıyla birleştirerek ortaya müthiş anekdotlar çıkartıyor. Yaşamındaki belli kesitlerin hikâyelerini şiirsel bir dille okurlara aktaran Balboa, bunu yaparken de basit ama etkili bir dil kullanıyor. Kitapta; mutluluk, hüzün, korku, utanç, öfke ve coşkunun bir arada olduğu birçok öykü bulunuyor. Biraz absürt biraz doğal; kısaca farklı türden metinler okumak isteyenler için yazar son derece lezzetli hikâyeler ortaya koyuyor. Aylin Balboa, kendine has yazım tarzını henüz ilk kitabında okurlara sevdiriyor. Belki Bir Gün Uçarız, modern edebiyata saf bir ağıt, toplumsal düzene bir başkaldırı, sıradan ve ölümlü hayatlarımız karşısında farkındalık yaratacak bir bildiri. Bunları biliyor muydunuz? Aylin Balboa, "Mutlaka bu fikirlerini bir kitapta toplamalısın!" ısrarlarına fazla sessiz kalamaz ve Belki Bir Gün Uçarız adlı eserini okurlara sunar. 2014 yılında İletişim Yayıncılık tarafından okuyucuyla buluşturulan lık kitap, sanatçıların ilk eserlerinde şahit olduğumuz o tılsım denilen duyguyu fazlasıyla barındırır. Aylin Balboa, çeşitli dergilerde kaleme aldığı yazılarıyla edebiyat dünyasına giriş yapar. Sonrasında internet siteleri ve bloglarda sürdürdüğü yazıları hem okurların hem de edebiyat çevrelerinin dikkatini çeker. Balboa, ilk eseri olan Belki Bir Gün Uçarız'da kendi sularında yüzen bireysel bir devrimci olduğunu tüm okurlara kanıtlar. Tımarhaneler, hastane odaları ve yalnızlığın katlanılmaz ıstırabını ince göndermelerle birbirine bağlar. Duygusal, kırılmış, sinir hastası ve hayli öfkeli bir kadın karakterleri başarıyla okurlara aktarır. Zaman zaman ise deliliğe övgü düzer. Yazar, hikâyelerinde bahsettiği onca acı, üzüntü ve trajedinin içerisine kendine özgü bir mizah yerleştirerek okurları şaşırtır. Bu kitabı sevenler için diğer önerilerimiz Yazarın Belki Bir Gün Uçarız kitabının dışında iki kitabı daha bulunuyor. Belki Bir Gün Uçarız adlı kitabı okuduktan sonra dilerseniz yazarın Bu Hikâye Senden Uzun Osman ve Ateş Sönene Kadar kitaplarına göz atabilirsiniz.
Açıkçası böyle bir kitap okuyacağımı düşünmüyordum; bana sürpriz oldu. Tam benim kafa kitabı diyebilirim. Çünkü Aylin Balboa ’nın dili, gündelik hayatın sıradanlığını alıp mizahla yoğururken aynı anda insanın içindeki çatlaklara dokunmayı...
Açıkçası böyle bir kitap okuyacağımı düşünmüyordum; bana sürpriz oldu. Tam benim kafa kitabı diyebilirim. Çünkü Aylin Balboa ’nın dili, gündelik hayatın sıradanlığını alıp mizahla yoğururken aynı anda insanın içindeki çatlaklara dokunmayı başarıyor.
Özellikle tımarhane notları bölümünde kendimi buldum. Verdiği örnekler, kurduğu metaforlar, zihnimden geçen ama dillendiremediğim düşüncelere tercüman oldu. Hem kahkaha attım hem de hayatın acımasız gerçeklerinin dan diye yüzüme vurulduğunu hissettim. Bu tuhaf karışım bende “belki tımarhaneye yatsam daha iyi olur” dedirtecek bir his uyandırdı Balboa’nın yazdıklarıyla kendi zihnim arasında neredeyse rahatsız edici bir akrabalık vardı.
Okurken tuhaf cümlelerin bana dokunduğunu fark ettim; sanki yazar benim içimde dolanan düşünceleri dillendirmişti.
En çok da şu alıntı beni anlatıyor:
“İçimde atlar var. ‘Başım ağrıyor ulan benim!’ diyen atlar var. ‘Duydunuz mu veledizinalar, size söylüyorum, başım ağrıyor lan benim!’ diyecek kadar ileri giden atlar bile var. Var bunlar, boş değilim. Ama nallıyorum onları. Çünkü bir tatsızlık çıksın istemiyorum.”
Bu satırların absürtlüğü bana hiç yabancı değil; çünkü o atlar zaten kafamın içinde. Kimi başımın sağ tarafında volta atıyor, kimi alın kemiğime park etmiş sigara içiyor. Arada biri, “Başım ağrıyor ulan benim!” diye bağırıyor, ben de kimin başı ağrıyor artık bilemiyorum. O kadar gürültü yapıyorlar ki dış sesleri duyamaz hale geldim; biri bana seslense bile atlardan önce sıra beklemesi lazım. Hatta geçen gün markette kasiyer bana bir şey sordu, ama ben sadece bir atın “kart mı, nakit mi?” diye kişnediğini hatırlıyorum. Başımın içi tam bir hipodrom: yarış var, kavga var, dedikodu var… ama varılan hiçbir yer yok.
Sonuç olarak Belki Bir Gün Uçarız , bana yalnız olmadığımı hissettiren bir kitap oldu. İçimdeki tuhaflıkların, çelişkilerin, bastırılmış çığlıkların aslında başka ruhlarda da yankılandığını gördüm. Mizahıyla, kırılganlığıyla, en sıradan anları bile varoluşsal bir soruya dönüştüren diliyle Balboa bana kendimi okuttu. Ve evet, bu kitap tam anlamıyla “benim kafa kitap.”
Okuyum diyeceğim de okumayın bu kitap artık benim :D
Kifidia yalnızca fiyat karşılaştırması sunar; kifidia.com üzerinden kitap satışı yapılmamaktadır. Fiyatlar üçüncü taraf kitap sitelerinden derlenir. Satın almak için ilgili siteye yönlendirilirsiniz.
Fiyatlar haftalık güncellenir. Tıklayarak ilgili siteden satın alabilirsiniz.
Öneriler; aynı kategori ve yazara yakın kitaplardan oluşur.
Şu an için gösterilecek benzer içerik bulunamadı.
Kifidia'yı Keşfet!
Kitap, film ve dizi tutkunlarının buluşma noktasına geldin. En sevdiğin içerikleri keşfetmek, incelemeler yazmak ve senin gibi düşünen binlerce kişiyle etkileşime geçmek için hemen üye ol!
Reklam
Bu site çerezler kullanıyor. Devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz.
Çerez Tercihleri
Çerez tercihlerinizi seçin:
Zorunlu ÇerezlerSite işlevselliği için gerekli
Analitik ÇerezlerSite kullanımını analiz etmek için
Reklam ÇerezleriKişiselleştirilmiş reklamlar için
Onay
Onay
Kifidia'yı İndirin
Daha hızlı erişim için uygulamayı cihazınıza indirin.