Açıkçası böyle bir kitap okuyacağımı düşünmüyordum; bana sürpriz oldu. Tam benim kafa kitabı diyebilirim. Çünkü Aylin Balboa ’nın dili, gündelik hayatın sıradanlığını alıp mizahla yoğururken aynı anda insanın içindeki çatlaklara dokunmayı...
Açıkçası böyle bir kitap okuyacağımı düşünmüyordum; bana sürpriz oldu. Tam benim kafa kitabı diyebilirim. Çünkü Aylin Balboa ’nın dili, gündelik hayatın sıradanlığını alıp mizahla yoğururken aynı anda insanın içindeki çatlaklara dokunmayı başarıyor.
Özellikle tımarhane notları bölümünde kendimi buldum. Verdiği örnekler, kurduğu metaforlar, zihnimden geçen ama dillendiremediğim düşüncelere tercüman oldu. Hem kahkaha attım hem de hayatın acımasız gerçeklerinin dan diye yüzüme vurulduğunu hissettim. Bu tuhaf karışım bende “belki tımarhaneye yatsam daha iyi olur” dedirtecek bir his uyandırdı Balboa’nın yazdıklarıyla kendi zihnim arasında neredeyse rahatsız edici bir akrabalık vardı.
Okurken tuhaf cümlelerin bana dokunduğunu fark ettim; sanki yazar benim içimde dolanan düşünceleri dillendirmişti.
En çok da şu alıntı beni anlatıyor:
“İçimde atlar var. ‘Başım ağrıyor ulan benim!’ diyen atlar var. ‘Duydunuz mu veledizinalar, size söylüyorum, başım ağrıyor lan benim!’ diyecek kadar ileri giden atlar bile var. Var bunlar, boş değilim. Ama nallıyorum onları. Çünkü bir tatsızlık çıksın istemiyorum.”
Bu satırların absürtlüğü bana hiç yabancı değil; çünkü o atlar zaten kafamın içinde. Kimi başımın sağ tarafında volta atıyor, kimi alın kemiğime park etmiş sigara içiyor. Arada biri, “Başım ağrıyor ulan benim!” diye bağırıyor, ben de kimin başı ağrıyor artık bilemiyorum. O kadar gürültü yapıyorlar ki dış sesleri duyamaz hale geldim; biri bana seslense bile atlardan önce sıra beklemesi lazım. Hatta geçen gün markette kasiyer bana bir şey sordu, ama ben sadece bir atın “kart mı, nakit mi?” diye kişnediğini hatırlıyorum. Başımın içi tam bir hipodrom: yarış var, kavga var, dedikodu var… ama varılan hiçbir yer yok.
Sonuç olarak Belki Bir Gün Uçarız , bana yalnız olmadığımı hissettiren bir kitap oldu. İçimdeki tuhaflıkların, çelişkilerin, bastırılmış çığlıkların aslında başka ruhlarda da yankılandığını gördüm. Mizahıyla, kırılganlığıyla, en sıradan anları bile varoluşsal bir soruya dönüştüren diliyle Balboa bana kendimi okuttu. Ve evet, bu kitap tam anlamıyla “benim kafa kitap.”
Okuyum diyeceğim de okumayın bu kitap artık benim :D
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!