Bekle dost kapısın sadık kul isen
Gönüller tamir et ehl-i dil isen
Sevda sahrasında Mecnun değilsen
Ne Leyla’yı çağır ne çölü incit
Rıza’ya razı ol Hakk’a kailsen
Ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen
Ne yolcuyu eğle ne...
Bekle dost kapısın sadık kul isen
Gönüller tamir et ehl-i dil isen
Sevda sahrasında Mecnun değilsen
Ne Leyla’yı çağır ne çölü incit
Rıza’ya razı ol Hakk’a kailsen
Ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen
Ne yolcuyu eğle ne yolu incit
Gel Hak’tan ayrılma Hakk’ı seversen
Nefsini ıslah et er oğlu ersen
Hüdâi incinir inciten dersen
Ne kimseden incin ne eli incit
Âşık Hüdâi. 🌹
KENDİ KALEMİMDEN!
Özgürlük sandığın şey bazen bir lütuf değil, ağır bir yüktür. Kaçmak istersin. Kaçamazsın. Çünkü seçmek zorundasın.
Kierkegaard burada kulağına eğilir ve fısıldar. İnanç bir sığınak değil, tek başına alınmış bir karardır der....
KENDİ KALEMİMDEN!
Özgürlük sandığın şey bazen bir lütuf değil, ağır bir yüktür. Kaçmak istersin. Kaçamazsın. Çünkü seçmek zorundasın.
Kierkegaard burada kulağına eğilir ve fısıldar. İnanç bir sığınak değil, tek başına alınmış bir karardır der. Tanrı bile seni seçimden kurtarmaz. Özgürlük baş döndürür. Kaygı bu yüzden vardır. Seçtiğin anda sorumluluk başlar. Seçmediğinde de.
Nietzsche sahneye girer, masayı devirir. Kutsalı, ahlakı, kaderi. Determinizmi kutsal bir zincir gibi sunmaz. Aksine, seni zincirlerine bakmaya zorlar. Güç istenci tam da burada doğar. Suçlayacak Tanrı yoksa, kader yoksa, sen varsın. Çıplak. Rahatsız edici derecede özgür.
Heidegger zamanı işin içine sokar. İnsan dediğin şey bir “şimdi” değil, bir süredir. Geçmişe fırlatılmış, geleceğe doğru akan bir varlıksın. Sahicilik, başkalarının sana biçtiği rolleri reddettiğin anda başlar. Ölüm fikri romantik değildir. Alarmdır. Vaktin sınırlı. Ya kendi hayatını yaşarsın ya da kalabalığın yankısı olursun.
Camus ise omzunu silker. Evren cevap vermez. Dua etsen de, isyan etsen de. İşte saçma tam burada doğar. Anlam arayışıyla suskun bir evrenin çarpışmasında. Ama Camus pes etmez. Sisifos’u mutlu hayal et der. Çünkü başkaldırı, yaşamaya devam etmektir.
Sartre noktayı koyar. Nedensizlik varsa bile, kaçış yoktur. Özgür olmaya mahkûmsun. Seçmediğini sandığın an bile bir seçimdir. Bahaneler kötü niyetin kamuflajıdır. Hayatının sorumluluğu senden başka kimseye ait değil.
Varoluşçuluk karanlık bir felsefe değildir. Rahatlatıcı da değildir. Ama dürüsttür. Ve dürüstlük, çoğu zaman insanın en çok kaçtığı şeydir.
Burak Yelin
🖤🧠🔥
#varoluşçuluk #felsefe #kierkegaard #nietzsche #heidegger #camus #sartre
#özgürlük #seçim #sorumluluk #sahicilik #absürd #düşünmek #bilinç #insanoluş
#felsefedefteri #zihinselkeşif
KENDİ KALEMİMDEN!
“Belki de ruh sağlığımızın büyük kısmı, özgürlüğümüzle ne yaptığımızın günlüğüdür.”Bize öğretilen şu: “Hayatını yaşa, mutlu ol.” Ama kimse sormuyor: Hangi özgürlükle, hangi seçimle, hangi iç hesaplaşmayla?Kierkegaard için...
KENDİ KALEMİMDEN!
“Belki de ruh sağlığımızın büyük kısmı, özgürlüğümüzle ne yaptığımızın günlüğüdür.”Bize öğretilen şu: “Hayatını yaşa, mutlu ol.” Ama kimse sormuyor: Hangi özgürlükle, hangi seçimle, hangi iç hesaplaşmayla?Kierkegaard için özgürlük, “istediğimi yaparım” kolaycılığı değil; “seçim yaptığım anda varoluşumun ağırlığını omuzlarımda hissederim” gerilimidir. Özgürlük, bir menüden yemek seçmek değil; seçtiğin her lokmanın, kim olduğun hikâyesine dönüşeceğini bilerek masaya oturmaktır. O yüzden Kierkegaard’da seçim, sadece seçenekler arasında gezinmek değil, Tanrı’nın sessizliğinde kendi sesine katlanabilme cesaretidir.Nietzsche ise sahneye girer ve tüm putları tek tek kırar: Tanrı’nın putunu, ahlakın putunu, toplumun putunu… Ama o, sanıldığı gibi “her şey serbest” diyen bir anarşist değil; tam tersine, evrenin acımasız nedenselliği içinde bile kendini yaratmayı deneyen bir iradenin filozofudur. Determinizmi reddetmez; kaderin taşlarını yerinden oynatamazsın belki, ama o taşlara verdiğin anlamı kökten değiştirebilirsin der. “Kaderini sev” (amor fati) dediğinde, aslında “hayatını mazeretsiz üstlen” demektedir.Heidegger devreye girdiğinde, zaman bir anda duygusal bir metafizik hâline gelir. Ona göre insan, kronolojik bir çizelgede saniye tüketen bir organizma değildir; geleceğe fırlatılmış, geçmişi tarafından delinmiş, şimdide bunalan bir varlıktır. “Sahicilik” (Eigentlichkeit) tam da burada başlar: Başkalarının beklentileriyle kurduğun sahte benlikle değil, sonluluğunu –ölümlülüğünü– iliklerinde hisseden çıplak bir bilinçle yaşamak. Heidegger’in “zaman”ı, telefon ekranında kayan saat değil; ertelediğin kararların ruhunda birikmiş yankısıdır.Camus ise masaya oturur ve tek bir soru sorar: “İntihar sorunu.” Hayatın saçma olduğunu fark ettiğin an ne yapacaksın? Evren sana hiçbir anlam sunmuyor; hiçbir kozmik cevap, hiçbir garanti, hiçbir nihai plan yok. “Saçma” (absurde) tam da bu: Anlam arayan insan ile anlam vermeyen dünya arasındaki gerilim. Camus, “madem anlam yok, o hâlde bırak kendini” demez; aksine, saçmayla inatla, dik başlı bir lucidity ile yaşamayı önerir. Hayatın saçmalığını görüp yine de güneşe yüzünü dönebilmek, onun gözünde radikal bir başkaldırıdır.Sartre ise sahnenin ışıklarını daha da sert açar: “Varoluş özden önce gelir.” Yani önce fırlatılırsın dünyaya, sonra ne olduğuna kendin karar verirsin. Tanrı yoksa, nihai bir plan yoksa, o zaman tüm sorumluluk da senden kaçacak hiçbir yere sahip değildir. Sartre’nin özgürlüğü romantik değildir; rahatsız edici, boğucu bir açıklıktır. “Ben mecburdum” deme lüksünü elinden alır; her kaçışın bile bir seçim olduğunu yüzüne vurur. Mutlak nedensizlik içinde bile mazeretsiz bir sorumluluk… İşte asıl ağır gelen bu.Bugün sosyal medyada “özgürlük” dediğimiz şey, çoğu zaman filtreli bir kaçış:
– Kaydır, unut.
– Tüket, hissetme.
– Eğlen, sorgulama.Oysa bu beş düşünürün ortaklaştığı yer, özgürlüğün konfor değil, çığlık olduğunu hatırlatmaları:
– Kierkegaard: Seçerken titremeyi göze al.
– Nietzsche: Mazeretsizce kendini yarat.
– Heidegger: Zamanını değil, varlığını fark et.
– Camus: Saçmaya rağmen yaşamaya diren.
– Sartre: Her seçiminin bedelini sahiplen.Belki de asıl ruhsal çöküşümüz, özgür olmamamızdan değil; özgür olduğumuz hâlde “mış gibi” yaparak kaçmamızdan kaynaklanıyor.“Ben böyleyim” dediğin her cümlenin altına küçük bir not düş:
“Bunu seçiyor muyum, yoksa buna sığınıyor muyum?”Çünkü belki de en büyük varoluş krizi, depresyon, boşluk, kaygı… hepsi şuradan başlıyor:Özgür olduğunu bilip, buna rağmen kendi hayatının seyircisi gibi kenarda durmayı seçmekten.Ve belki de asıl devrim, dünyayı değiştirmekten önce, şu soruyla dürüstçe yüzleşmektir:
“Bugün hangi seçimimle gerçekten kendime benzedim?”Eğer bu soruyu geçiştiriyorsan, zaten çoktan bir başkasının senaryosunda figüran olmuşsundur. 🎭Oysa kaderin belki de tek kırılma noktası, tam burada:
Saçmanın ortasında, zamansallığın baskısı altında, nedensizliğin boşluğunda, tüm putların yıkıntıları arasında…Yine de kendin olmayı seçmen.İşte orası, felsefenin sustuğu, varoluşun başladığı yer.✒️
Burak Yelin
#kierkegaard #nietzsche #heidegger #camus #sartre
#varoluşçuluk #felsefe #özgürlük #seçim #anlam
#sorgulayanruh #psikoloji #içdünya #moderninsan
#mentalhealth #varoluş #absürd #sahicilik #kendinol
Cinsel organların örtülmesinin ve genel olarak giyinmenin temelde utanma duygusu ile hiçbir ilgisinin olmadığı kesin olarak kabul edilir. Aksine o, salt süslenme gereksinimine ve ona yakından bağlı olan gizlenme aracılığıyla cinsel çekicilik...
Cinsel organların örtülmesinin ve genel olarak giyinmenin temelde utanma duygusu ile hiçbir ilgisinin olmadığı kesin olarak kabul edilir. Aksine o, salt süslenme gereksinimine ve ona yakından bağlı olan gizlenme aracılığıyla cinsel çekicilik sergileme niyetine hizmet eder. Çıplak dolaşan halklar arasında, yalnızca fahişelerin giyinik olduğu örnekler söz konusudur!
Seks de ölüm de insana has değildir. Gelgelelim öyle görünüyor ki yalnızca insanlar ölümlülüğün ve cinselliğin kendilerine dayattığı problemler üzerine düşünmektedir. Dinler ve ahlak, metafizik ve erotizm bundan ileri gelir.