Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin....
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur ? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun...
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller....
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Onu tutamadığımı, kaybettiğimi düşünmek Dinlemek uçsuz bucaksız geceyi, onsuz daha tenha kalan... Ve şiir… Çime düşen çiy gibi düşer cana. Ne çıkar sevdam onu tutamadıysa... Gece yıldızla dolu ve yanımda...
Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.
Açma pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni görmemeliyim. Bir bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben bir deliyim. Açma pencereni perdeleri çek..
İnsan, kalbinin sesini dinlemeli; fakat aklının da sözünü tutmalı.
Birini özlüyor olman, ona dönmen gerektiğini göstermez Mathilda. Bazen özlemen gerekir, bir sabah uyanıp artık özlemediğini fark edene kadar…
Gönül tezgâhında şiir dokudum İplik iplik nakışında sen varsın…
Ve sen hep erteledin gelişlerini... Bir gün ülkede herkes eşit olacak demek kadar boş bir vaat gibiydi sözlerin. _Bu ülkede kimse eşit olmayacak ve sen hiç gelmeyeceksin şehrime...
Canını kaybeden biri, kendine canan istiyor. Cananı bulunca da canını kaybediyor. Sizce bu pazarın ziyânı canana değil de nedir?
“Ben, bir şeyi hiç mi hiç az sevemedim; hele ‘orta’ sevemedim: hep çok sevdim.”
İnsanın başına ne gelmelidir ki dünyanın, yaşamaya değer bir yer olduğunu hissetsin..?
Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin. Su olsan kimse içmez, Yol olsan kimse geçmez, Elin adamı ne anlar senden?
Günümüzde insanlar ve camiiler çok benzer, içleri boş ama dışları süslü...