Son iki gündür elimden düşürmeden okuduğum İntihar Dükkanı’nı bu sabah bitirdim. Zihnimde karanlıkla ışığın iç içe geçtiği, hüzünle umudun el ele yürüdüğü bir hikâye kaldı. Jean Teulé, bu kitabında okuyucuyu ironik bir karanlığın içine çekiyor....
Son iki gündür elimden düşürmeden okuduğum İntihar Dükkanı’nı bu sabah bitirdim. Zihnimde karanlıkla ışığın iç içe geçtiği, hüzünle umudun el ele yürüdüğü bir hikâye kaldı. Jean Teulé, bu kitabında okuyucuyu ironik bir karanlığın içine çekiyor. Tuvache ailesinin işlettiği "intihar dükkanı" ölümü seçmiş, hayattan umudunu kesmiş insanların son alışverişlerini yaptığı bir yer.. Zehirler, ipler, tıraş bıçakları, hatta "özel intihar paketleri" satılıyor. Dükkanın kuralları net: burada gülmek yasak, umut etmek yasak, olumlu bir söz söylemek yasak. Çünkü buraya gelenler yaşamak değil, ölmek istiyor. Dükkanı işleten Tuvache ailesi –Karı koca ve üç çocuk –karamsarlığın hâkim olduğu bu dünyanın temsilcileri. Ailenin en küçük çocuğu Alan ise bu karanlık dünyanın ortasına doğmuş bir ışık. Her şeye rağmen gülüyor, hayal kuruyor, insanlara içlerindeki güzellikleri hatırlatıyor adeta karanlığa inat doğmuş. Çölde açan bir çiçek gibi ışıldıyor. Kitap boyunca karanlık bir mizah var ama aynı zamanda çok ince bir mesaj: "Hayat ne kadar zor olsa da bir tebessüm, bir umut tohumu her şeyi değiştirebilir.." Kitabın sonunda aile umutla dolmaya başlıyor, dükkânı kapatıp bir krep restoranı açacaklarını öğreniyoruz. Fakat Alan, en umutlu karakter olmasına rağmen, kendini boşluğa bırakıyor. Bu zıtlık, da kitabın en sarsıcı kırılma noktası oluyor. Karanlığın içinde umut, umudun içinde de karanlık vardır. Önemli olan hangisini büyütmeyi seçtiğimizdir.. 🌸

Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!