Kayıp Tanrılar Ülkesi kitabını elime aldığımda klasik bir polisiye okuyacağımı düşünmüştüm ama beni bambaşka bir deneyim bekliyormuş. Daha ilk sayfalardan itibaren Kapadokya’nın büyülü atmosferi içine çekti beni. Peribacalarını, yer altı...
Kayıp Tanrılar Ülkesi kitabını elime aldığımda klasik bir polisiye okuyacağımı düşünmüştüm ama beni bambaşka bir deneyim bekliyormuş. Daha ilk sayfalardan itibaren Kapadokya’nın büyülü atmosferi içine çekti beni. Peribacalarını, yer altı şehirlerini, karanlık dehlizleri neredeyse gözlerimin önünde canlandırdım. Kitabı okurken zaman zaman sanki o toprakların soğuk taşlarına dokunuyormuş gibi hissettim.
Hikâye Nevşehir’de bir kazı alanında işlenen cinayetle başlıyor. Baş komiser Nevzat ve ekibi olaya dahil olunca tanıdık bir sıcaklık geldi, çünkü onları daha önceki kitaplardan tanıyorum. Bu tanışıklık sayesinde hikâyeye hemen ısındım. Nevzat’ın sorgulamaları, Leyla ve Zeynep’in katkıları derken, kendimi sadece bir cinayeti çözmeye değil, binlerce yıllık bir yolculuğa çıkmış gibi hissettim.
Kitabın en çok hoşuma giden tarafı, tarihin ve mitolojinin içine bu kadar ustaca dokunması oldu. Hititler ’den Bizans’a uzanan bu yolculuk, insanın tanrılarla ve inançlarla ilişkisini sorgulatıyor. Okurken “Biz kime, neye inanıyoruz?” diye düşündüğüm anlar oldu. Sanki cinayetin çözümü kadar bu soruların da peşine düşüyorsunuz.
Bazı bölümlerde tempo biraz yavaşladı ama bu benim için hiç sorun olmadı. Aksine, o sayfalar Kapadokya’nın sisli havasında biraz daha uzun yürümemi sağladı. Ahmet Ümit’in dili akıcı, yer yer şiirsel; bu da kitabın ruhuna çok yakışıyor. Finalde hem cinayetin çözülmesi hem de kitabın alt metinle bize verdiği mesaj beni tatmin etti ve düşündürdü.
En çok etkilendiğim sahnelerden biri, kazı alanındaki o gizemli keşifti. Sanki toprak altından sadece bir arkeolojik eser değil, geçmişin bütün sırları çıkıyordu. Bir diğer unutamadığım sahne ise Nevzat’ın karanlık bir dehlizde geçmişe dair kendi iç hesaplaşmasını yaşadığı an. O satırları okurken kalbimin biraz hızlandığını hissettim; çünkü sadece karakter değil, ben de kendi içimde bazı sorulara cevap arar gibi oldum.
Kayıp Tanrılar Ülkesi benim için sadece bir polisiye değil, Anadolu’nun gizemli geçmişine yapılan bir yolculuktu. Kitabı bitirdiğimde içimde Kapadokya’ya gidip o atmosferi bizzat yaşama isteği uyandı. Eğer hem polisiye hem de biraz felsefe, biraz tarih ve mitoloji okumayı seviyorsanız, bu roman tam size göre.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!