Bazı kitaplar olayları anlatır; bazı kitaplar ise duyguların içinden geçer. Aylardan Kasım Günlerden Perşembe ikinci türden bir kitaptır. Bu eser, büyük olayların gürültüsünden çok insan ruhunun sessiz tarafına yaklaşır. Okurken insan, bir hikâyeden...
Bazı kitaplar olayları anlatır; bazı kitaplar ise duyguların içinden geçer. Aylardan Kasım Günlerden Perşembe ikinci türden bir kitaptır. Bu eser, büyük olayların gürültüsünden çok insan ruhunun sessiz tarafına yaklaşır. Okurken insan, bir hikâyeden çok bir ruh hâlinin içinde yürüyormuş gibi hisseder.
Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri atmosferidir. Başlıktaki “Kasım” ve “Perşembe” kelimeleri bile tesadüf gibi durmaz. Kasım ayı genellikle içe dönüşü, melankoliyi ve geçmişle yüzleşmeyi çağrıştırır. Perşembe ise haftanın tam ortasında duran, ne başlangıç ne de bitiş olan bir gün gibidir. Bu iki kelime birleştiğinde kitabın ruhu da ortaya çıkar: bir geçiş anı.
Eser, insanın geçmişiyle, yalnızlığıyla ve iç dünyasıyla kurduğu ilişkiye odaklanır. Karakterler yalnızca olayların içinde hareket eden kişiler değildir; aynı zamanda kendi düşüncelerinin içinde dolaşan insanlardır. Bu yüzden kitapta bazen bir cümle, bir olaydan daha güçlü etki bırakır. Çünkü anlatılan şey dış dünyadan çok insanın iç dünyasıdır.
Kitabın dili oldukça sade ama aynı zamanda duygusal derinliği olan bir anlatıma sahiptir. Cümleler gösterişli olmaya çalışmaz; fakat okurun kalbine yavaşça yerleşir. Bu da eseri okurken sanki birinin içten içe konuşmasını dinliyormuş gibi bir his verir.
Eserin temel temalarından biri yalnızlıktır. Ancak burada anlatılan yalnızlık tamamen karanlık bir duygu değildir. Daha çok insanın kendini anlamaya çalıştığı bir alan gibidir. Karakterler bazen geçmişlerine döner, bazen hatıralarla konuşur, bazen de hayatın neden böyle olduğunu sorgular.
Bu yönüyle kitap yalnızca bir hikâye değil, aynı zamanda bir duygu günlüğü gibidir.
Sonuç olarak Aylardan Kasım Günlerden Perşembe, hızlı olayların peşinde koşan bir roman değildir. Onun gücü başka bir yerde yatar:
insanın kalbinde dolaşabilmesinde.
Bu kitabı okuyan kişi bazen kendisini bir karakterde, bazen bir cümlede, bazen de kitabın sessizliğinde bulabilir.
Belki de kitabın asıl başarısı tam olarak budur:
Okuru hikâyenin dışına değil, kendi iç dünyasına götürmesi.
Dizi , Anne Shirley adlı hayal gücü çok güçlü bir kızın hikayesini anlatıyor. Anne 'nın dünyaya bakış şekli sıradan değil; o doğayı, insanları ve hayatı nerdeyse bir şair gibi görüyor. Bu yüzden dizi bazen bir roman okuyormuş gibi hissettirebiliyor....
Dizi , Anne Shirley adlı hayal gücü çok güçlü bir kızın hikayesini anlatıyor. Anne 'nın dünyaya bakış şekli sıradan değil; o doğayı, insanları ve hayatı nerdeyse bir şair gibi görüyor. Bu yüzden dizi bazen bir roman okuyormuş gibi hissettirebiliyor. Hikâye Anne of Green Gables adlı kitaptan uyarlanmıştır.
Bazı insanlar dünyaya uyum sağlamak için değil , onu farklı bir gözle görmek için doğar. Sherlock da tam olarak böyle bir karakterdir. İnsanların kaos olarak gördüğü yerde o düzeni , sıradan görünen bir ayrıntıda ise gerçeği bulur. Belki de dizinin...
Bazı insanlar dünyaya uyum sağlamak için değil , onu farklı bir gözle görmek için doğar. Sherlock da tam olarak böyle bir karakterdir. İnsanların kaos olarak gördüğü yerde o düzeni , sıradan görünen bir ayrıntıda ise gerçeği bulur. Belki de dizinin asıl gücü gizemden değil , insan zihninin ne kadar derin ve yalnız olabileceğini göstermesinden gelir.
Bazen insan bir cevap aramaz ; sadece doğru soruyu bulmak ister. Çünkü bazı sorular , cevaplardan daha fazla şey öğretir. Belki de düşünmek , insanın kendine açtığı en uzun kapıdır. Nitekim Sokrates'in dediği gibi; " Sorgulanmamış bir hayat ,...
Bazen insan bir cevap aramaz ; sadece doğru soruyu bulmak ister. Çünkü bazı sorular , cevaplardan daha fazla şey öğretir. Belki de düşünmek , insanın kendine açtığı en uzun kapıdır. Nitekim Sokrates'in dediği gibi; " Sorgulanmamış bir hayat , yaşamaya değmez. "
Kurallarımız olmalı ve onlara uymalıyız. Çünkü biz vahşi değiliz. "
Medeniyet ile içgüdü arasındaki ince çizgi... Ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
Kurallarımız olmalı ve onlara uymalıyız. Çünkü biz vahşi değiliz. "
Medeniyet ile içgüdü arasındaki ince çizgi... Ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.