Her insan, kendini bekleyen bilgilere hayatı boyunca mutlaka bir kez ulaşır. İlk kitap ve ilk peygamberden, yeryüzündeki zihin sayısı kadar vardır. Bilgileri tanıyıp uygulamak, insan iradesine bağlıdır.
İyilik, ilk öğretilendi. Ancak gerçek değildi. Yaratılması olanaksız eserler gibi, iyilik de bilinen boyutlar dahilinde var olamayacak kadar hayaliydi.
"Ev işi biter mi hiç? Bilirsin ya, her zaman yapılacak bir şeyler vardır,"
Ailemin kaderi her gün güttüğümüz sürünün kaderi ile birbirine bağlıydı.
Çölde bir çocuk olmak başlı başına bir keyif olsa da, doğanın bir parçası olmak, onu manzaralarıyla sedalarıyla ve kokularıyla yaşamak en büyük haklı bizim için.
Büyük ailemiz, her kadının ortalama yedi çocuğa sahip olduğu Somali için tipik bir aileydi. Çocuklar, büyüdüklerinde ebeveynlerine baktıkları için, büyükler tarafından gelecekteki huzurevi olarak görülürler.
"Hayallerin olmadığı bir dünya, çiçeksiz bir bahçe gibidir."
İnsanın kalbindeki gerçek aşk, dört nala giden bir at gibiymiş. Ne dizginden anlarmış, ne de bir söz dinlermiş.
Kafama yuva yapan kuş, kış mevsimiyle beraber yavrularını da alıp daha sıcak yerlere, belki de mutsuzluktan yerinden kalkmaya hâli olmayan bir başkasının kafasına göç etti
“Bir insanın okuduğu her şeyi aklında muhafaza etmesini beklemek, yediği her şeyi midesinde tutmasına benzer; oysa yediği şey onu bedenen beslediği gibi, okuduğu şey de zihnen besler."
Uyumayacaksın Memleketinin hali Seni seslerle uyandıracak Oturup yazacaksın Çünkü sen artık o sen değilsin Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin Durmadan sesler alacak Sesler vereceksin Uyuyamayacaksın Düzelmeden memleketin...
En mutlu anımızda uyuduysak şuan rüyalarımızda mı yaşıyoruz?
Mutluluk insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca.
"Kafam karıştı baştan alalım." "Hiçbir şey baştan alınamaz." "Sonucu konuşalım öyleyse." "Başı olmayanın sonundan nasıl bahsedebiliriz?" "Konuştuk o kadar boşa mı gitti?" "Boşa gidecek tabi. Dolu ne yapsın?" "Ben biraz mola vermek...
...kursağımda kaldı sevgi , yaş gözümde sel gibi...