Bazı insanlar hayata doğrudan temas etmez.
Aralarında görünmez bir cam vardır; ses geçer, ışık sızar ama rüzgâr değmez.
Dışarıdan bakıldığında herkesle aynı gökyüzünün altındadırlar,
içeriden bakıldığında ise gök, hep biraz uzaktadır.
İnsan, en...
Bazı insanlar hayata doğrudan temas etmez.
Aralarında görünmez bir cam vardır; ses geçer, ışık sızar ama rüzgâr değmez.
Dışarıdan bakıldığında herkesle aynı gökyüzünün altındadırlar,
içeriden bakıldığında ise gök, hep biraz uzaktadır.
İnsan, en çok alıştığı fanusa inanır.
Zamanla onun sınırlarını kader sanır,
çizgilerini kendinden ayırt edemez hâle gelir.
Oysa fanus, kırılmak için değil; fark edilmek için vardır.
Bir gün, bir düşünce çatlatır camı.
Ne büyük bir olaydır bu, ne de gürültülü bir kopuş.
Sadece içeride bir sessizlik olur.
İnsanın kendi sesini ilk defa bu kadar çıplak duyması gibi.
Fanusun dışındaki hava başta yakar.
Gerçektir çünkü.
Sahicidir, filtresizdir, korumasızdır.
Ama zamanla insan şunu öğrenir:
Nefes, ancak gerçek havada nefes olur.
Yine de fanus bütünüyle kaybolmaz.
Kırık camlar bazen hafızada kalır,
bazen gecenin bir yerinde başın üzerine düşer.
İnsan o an anlar; özgürlük, korkunun bittiği yer değil,
korkuyla birlikte yürüyebildiğin yerdir.
Ve belki de mesele, fanusu tamamen yok etmek değildir.
Onu tanımaktır.
Ne zaman içine çekildiğini bilmek,
ne zaman dışarı çıkabileceğini hatırlamak…
Çünkü insan,
fanusun kıyısında durabildiği kadar insandır.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!