Ayfer Tunç’un Kapak Kızı’nı okurken elimde sürekli bir ayna varmış gibi hissettim. Kitabın kahramanı bir derginin kapağına çıkıyor ve herkesin gözünde parlayan bir “kapak kızı” oluyor. Ama aslında onun hikâyesi bana şunu düşündürdü: Bazen...
Ayfer Tunç’un Kapak Kızı’nı okurken elimde sürekli bir ayna varmış gibi hissettim. Kitabın kahramanı bir derginin kapağına çıkıyor ve herkesin gözünde parlayan bir “kapak kızı” oluyor. Ama aslında onun hikâyesi bana şunu düşündürdü: Bazen başkalarının gözünde ne kadar parlasak da kendi içimizdeki boşluğu dolduramıyoruz. Romanı okurken sık sık kendime sordum: “Ben başkalarının bakışı olmadan kendim olabildim mi?” Bazen bir söz, bazen bir fotoğraf, bazen de sadece dışarıdan gelen bir onay, kim olduğumuzu belirleyebiliyor. Ayfer Tunç’un dili çok yalın ama bir o kadar da dokunaklı. Ne süslü cümlelere gerek duyuyor, ne de abartılı betimlemelere. Basit bir hayat kesitiyle aslında hepimizin yaşadığı büyük sıkışmaları anlatıyor. Kitabı okudukça, kadın olmanın ne kadar çok yük taşıdığını, güzelliğin çoğu zaman bir şans değil, bir tuzak olduğunu fark ettim. Son sayfayı kapattığımda içimde buruk bir sessizlik kaldı. Çünkü Kapak Kızı, sadece romanın kahramanının hikâyesi değil; hepimizin hayatına değen bir hikâye. Bir an parlayan ama sonra unutulan anlarımızı, başkalarının bizi gördüğü şekle sıkışıp kalışımızı hatırlatıyor. Benim için bu kitap, bir roman olmaktan çok bir yüzleşmeydi. Kendime, “Görünür olmak mı istiyorsun, yoksa gerçekten var olmak mı?” diye sorduran bir yüzleşme… Cevabımı da kendi kendime verdim . Gerçekten var olmak … Okuyunuz , okutunuz …

Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!