Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı eseri, insan ruhunun en kırılgan hâllerini büyük bir sadelikle anlatır. Dostoyevski, henüz 27 yaşındayken kaleme aldığı bu uzun öyküde yalnızlığı, umudu ve hayal kurmanın incelikli ağırlığını...
Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı eseri, insan ruhunun en kırılgan hâllerini büyük bir sadelikle anlatır. Dostoyevski, henüz 27 yaşındayken kaleme aldığı bu uzun öyküde yalnızlığı, umudu ve hayal kurmanın incelikli ağırlığını merkezine alır.
“Ben hayalperestim.”
Bu tek cümle, ismini hiç öğrenemediğimiz anlatıcıyı bütünüyle tanımlar. O, gerçek hayattan çok hayallerde yaşayan; insanlarla değil, duygularıyla yakınlık kuran biridir.
Beyaz geceleriyle ünlü St. Petersburg, eserde yalnızca bir arka plan değildir. Gecenin tam kararmadığı, zamanın belirsizleştiği bu şehir, Hayalperest’in iç dünyasının yansımasına dönüşür. Sokaklar, köprüler ve sessizlik; onun yalnızlığına eşlik eder.
“Hayaller de yaşanmış bir hayat sayılmaz mı?”
Nastenka ile yaşanan kısa yakınlık, şehri ve hayatı bir anlığına aydınlatır. Ancak bu aydınlık kalıcı değildir. Dostoyevski, mutluluğun geçiciliğini ve insanın kendi iç yalnızlığına geri dönüşünü büyük bir incelikle anlatır.
Beyaz Geceler, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; insanın kendisiyle, hayalleriyle ve yaşadığı şehirle kurduğu derin ilişkinin unutulmaz bir anlatımıdır.
Çok zarif ve içten bir değerlendirme olmuş. Beyaz Geceler’in o sessiz melankolisini ve Hayalperest’in kırılgan ruhunu sade ama etkili bir dille yansıtmışsın. Okuyanda hem bir hüzün hem de tanıdık bir yalnızlık hissi bırakıyor.
Yorumlar (1)
Yorum yapmak için giriş yapın