Bazı hayatlar vardır, yetenekle başlar ama acıyla şekillenir. Shine, dünyanın en zor eserlerinden biri olan Rachmaninoff’un 3. Piyano Konçertosu’yla özdeşleşen David Helfgott’un hem yükselişini hem de kırılışını anlatıyor.
David’in hikâyesi...
Bazı hayatlar vardır, yetenekle başlar ama acıyla şekillenir. Shine, dünyanın en zor eserlerinden biri olan Rachmaninoff’un 3. Piyano Konçertosu’yla özdeşleşen David Helfgott’un hem yükselişini hem de kırılışını anlatıyor.
David’in hikâyesi aslında bir dehanın doğuşundan çok, bir ruhun parçalanışının hikâyesi. Müziğe sığınan bir çocuk… ama o müziği bile özgürce sevmesine izin vermeyen, sevgisini baskıyla karıştıran bir baba. Piyano, onun kurtuluşu oluyor ama aynı zamanda onu tüketen şey de.
Londra Kraliyet Müzik Akademisi’nde Rachmaninoff’un 3. konçertosunu çaldığı o sahne, bir zafer anı gibi başlıyor, ama bir çöküşe dönüşüyor. Çünkü bazı zaferlerin bedeli, insanın kendi zihni oluyor.
Geoffrey Rush burada sadece oynamıyor, adeta David Helfgott’a dönüşüyor. O kırılganlık, o çocuk kalmış ruh hali, o ince çizgide yürüyen zihin… hepsi inanılmaz gerçek.
Shine, bir müzik filminden çok daha fazlası. Bu film, yeteneğin güzelliğini değil, o yeteneğin taşıdığı ağırlığı anlatıyor.
Bazen en parlak ışıklar, en derin karanlıktan çıkar.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!