Aşk, insanın kalbinde açılan görünmez bir ülkedir. Haritası yoktur, sınırları çizilmemiştir. İnsan o ülkeye bir gün ansızın girer ve fark eder ki artık eski dünyasına geri dönmesi mümkün değildir.
Çünkü aşk insanın hayatına yalnızca bir duygu olarak değil, bir değişim olarak girer. İnsan birini sevmeye başladığında yalnızca bir kalbi değil, bütün bir evreni sevmeye başlar. Sokaklar başka görünür, rüzgâr başka eser, hatta zaman bile başka akar. Sanki dünya aynı dünya değildir; sanki insan kalbinin içinden geçen yeni bir mevsime taşınmıştır.
Aşk bazen bir bakışta başlar. Bazen bir cümlenin ortasında. Bazen de insan farkına varmadan, yavaş yavaş yerleşir kalbin en sessiz yerine.
İnsan o anda anlar:
Birini sevmek, birinin varlığını hayatının merkezine koymaktır.
Ama aşk yalnızca mutluluk değildir. İçinde biraz korku, biraz özlem ve biraz da kırılganlık taşır. Çünkü insan sevdiği kişide kendi kalbini emanet eder. Ve insanın kalbi, dünyadaki en narin şeylerden biridir.
Belki de bu yüzden aşk cesaret ister.
Sevmek, kaybetme ihtimalini bilerek birine yaklaşmaktır. Sevmek, yaralanabileceğini bilerek kalbini açmaktır. Ama insan buna rağmen sever. Çünkü bazı duygular korkudan daha güçlüdür.
Aşkın en güzel tarafı ise insanı büyütmesidir. İnsan sevdiğinde daha sabırlı olur, daha merhametli olur, daha derin düşünür. Sanki kalbin içinde yeni bir pencere açılır ve insan dünyayı o pencereden yeniden görmeye başlar.
Belki de aşkın en büyük sırrı budur:
İnsan sevdiğinde yalnızca birini değil, hayatı da daha çok sevmeye başlar.
Ve bazen aşk çok büyük sözlerde saklı değildir.
Birlikte yürürken sessizce yan yana durabilmekte,
aynı gökyüzüne bakarken aynı huzuru hissedebilmekte saklıdır.
Çünkü gerçek aşk bazen en çok sessizlikte konuşur.
Belki de aşkın en doğru tanımı şudur:
Bir insanın kalbinde kendine ait bir ev bulmak. 🥰
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!